Sağlık ve Güvenlik sosyal
gelişmenin temel iki öğesidir. Sağlıklı ve güvenli bir çalışma ortamının
oluşturulması, çalışma hayatının öncelikli şartı ve tüm sosyal tarafların ortak
sorumluluğudur.
Günümüzde üretim teknolojilerindeki
değişim, sadece çalışma ilişkilerini değiştirmekle kalmamış geleneksel sağlık
ve güvenlik sorunlarında da yeni farklı sorunların oluşmasına yol açmıştır.
Çalışma hayatının dinamik yapısı kavram ve kurallarla, çalışma biçimlerini
sürekli değişime zorlamaktadır. Ülkelerin kalkınmasındaki öncelikleri arasında
üretim gücü ve çalışanların refah ve mutluluğu yer almaktadır. Bu nedenle de
hedeflerin kurumsal yapıların ve mevzuatların sürekli olarak gözden geçirilmesi
ve fonksiyonel olması gerekmektedir. Çalışma ortamı ve koşullarının
iyileştirilmesi çalışan - işveren ilişkilerinin sağlıklı ve barış ortamı
içinde, ulusal çıkarlara uygun biçimde sürdürülmesi için yeni politikaların
üretilmesi gerekmektedir.
Çalışan ve çalışma hayatı
Anayasamızın 49. Maddesinde “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet,
çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için
çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye
elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli
tedbirleri alır.” denilerek güvence altına alınmıştır. Devletin görevi yasa
gereği çalışanların sağlık ve güvenliklerinin korunmasına, iş kazası ve meslek
hastalıklarının önlenmesine yönelik politikaların ve uygulamaların
geliştirilerek toplumsal bir “güvenlik kültürü” oluşturmak, sağlıklı ve güvenli
davranışı bir refleks haline getirmektir.
Verilere göre Ülkemizde; günde
yaklaşık 176 iş kazası olmakta, 3 kişi iş kazası sonucu hayatını kaybetmekte ve
5 kişi iş kazası sonucu iş göremez hale gelmektedir. 2016 yılı içinde
Türkiye’de iş kazası sonucu ölen sigortalı sayısı 1405 olarak tespit
edilmiştir.
Ülkemizde
çalışma hayatına ait mevzuat 2012 yılında yürürlüğe girmiş, işçi - memur ayrımı
yapmaksızın çalışan tanımı getirilmiş, kamu ve özel sektörü içine alan
proaktif güvenlik kültürü oluşturulması amaçlanmıştır. İşveren ve
çalışanlara sorumluluklar verilerek yasal yaptırımlar getirilmiş iş sağlığı ve
güvenliği güvenlik kültürü oluşturularak yaşam biçimi haline getirilmesi
hedeflenmiştir.
6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği
kanunu kapsamında işveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini
sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede;
- İş Sağlığı ve güvenliği koşullarını iyileştirme ve bunun
sürekliliğini sağlamak.
- Çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu
dikkate alma, işe giriş ve
periyodik
muayeneleri yapmak veya yaptırmak.
- Risk değerlendirme çalışmaları yapmak ve yaptırmak, risk
değerlendirme raporları
göz önünde
bulundurularak genel bir önleme politikası geliştirmek.
- Mesleki risklerin önlenmesi için, eğitim ve bilgi verilmesi
dahil her türlü tedbiri
almak.
- Çalışma ortamında gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve
araştırmaları yaptırmak.
- Çalışanların hayati tehlike bulunan yerlere girmemesi için
gerekli tedbirleri almak.
- Acil durumlara karşı acil durum planları hazırlamak veya
hazırlatmak ve
- İş kazası veya meslek hastalıkları teşhisinde 3 iş günü
içinde bildirim yapmak
zorundadır.
Çalışma hayatında mevzuat ve
kurallar içinde kontrol yöntemi doğru şekilde uygulandığında ve gerekli risk
yönetimi çalışmaları yapıldığında işyerlerinde iş kazalarının %98’i, meslek
hastalıklarının da %100’ünün önlenebilir olduğu tespit edilmiştir. Yine iş
kazası ve meslek hastalıklarının ülkelere maliyetinin (GSMH) %1-3 arasında
değiştiği bildirilmiştir.
İşveren ve işçilerin iş dünyasında,
iş sağlığı ve güvenliği meselesini uyulması gereken bir mecburiyetten ziyade
çalışanların sağlığını ve güvenliğini destekleyen, verimi ve kaliteyi arttıran
bir araç olarak görmelerini temenni ediyor, tüm çalışma hayatı paydaşlarının
4-10 Mayıs İş Sağlığı ve Güvenliği Haftasını kutluyorum.
Sağlıklı ve güvenli günler dilerim.
Dr. Engin PEHLİVAN
İl Sağlık Müdürlüğü




